
Yazar: humanaesfera (Telegraphic Communist Theory)
Çeviren: Niko
Komünist teoriye telegrafik (kısa ve öz) bir anlatım. Basit konseptler: özel mülkiyet, sermaye, proletarya, sınıf mücadelesi ve komünizm.
Telegrafik Komünist Teori
1- Kapasitelerimiz (Yeteneklerimiz) ve ihtiyaçlarımız vardır.
2- Kapasitelerimiz ve ihtiyaçlarımız arasında ayrım olmazsa, satın almak ve satış yapmak imkansız olur.
3- Satın alma ve satış yapma, ihtiyaçlarımızı kendi kapasitemiz ile karşılamamıza yarayan araçlardan yoksun bırakılmış olmamızı varsayar. Bu yoksunluk özel mülktür, bizi proletarya yapan budur.
4- Özel mülkiyet (devletin baskıcı gücü sayesinde), alım satımın sürekli devam etmesi için daimi kıtlığı garantiler.
5- Yeteneklerimiz ile ihtiyaçlarımız arasındaki ayrım, hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz şeyleri satın alacak para (ücret) elde edebilmek adına elimizde kalan tek şeyi — düşünme ve eyleme kapasitemizi, yani emek gücümüzü — özel mülk sahiplerine satmak zorunda kaldığımız bir ilişkiye dönüşür. Ancak her şey o kadar da karanlık değildir; çünkü özel mülkiyet bize başka bir özgürlük daha sunar: dilenci olmayı, sokakta yaşamayı, aç kalmayı, hapishaneyi seçme ‘özgürlüğü’…
6- Kapasitelerimizi (Yeteneklerimizi) sattığımızda (yani kendimizi işgücü piyasasında sattığımızda), emeğimiz ve onunla ürettiğimiz her şey özel mülkiyete ait olur. Ne kadar çok çalışırsak, özel mülkiyeti – yani kapasitemizle ihtiyaçlarımız arasındaki uçurumu – o kadar arttırırız; yaşam araçlarından o kadar yoksun bırakılırız ve mülk sahiplerinin gücüne o kadar fazla tabi oluruz.
7- Çalışarak, dünyanın bütün yönlerini giderek artan bir biçimde özel mülkiyete dönüştürüyoruz. Yaşadığımız dünyadan giderek yoksul bırakıldıkça bu dünyadan her geçen gün daha fazla dışlanıyoruz, kullanılıp sokağa atılıyor, sonra yeniden tüketiliyor, yeniden bir kenara atılıyoruz ve bu böyle sürüp gidiyor – Bizler ploretaryayız, dünya nüfusunun azımsanamayacak çoğunluğu…
Emeğimiz sayesinde biriken ve bize karşı insanlık dışı düşmanca bir güç olarak dikilen özel mülkiyete ise sermaye diyoruz.
8- Tüketilmiş, yorgun, stresli, sinirli, sakat bırakılmış, gergin, depresif, her zaman bıçak ucunda yaşayan biz; irademiz, görüşümüz ya da vicdanımızdan bağımsız bir şekilde kapital ile sürekli varoluşsal ve maddi bir karşıtlık içindeyiz. Mülksüz olmak, proletarya olmak, bizim seçtiğimiz bir durum değildir, özel mülkiyet, ticari mal, kapital ve devlet tarafından dayatılan bir durumdur. Kapital ile olan bu süregelen varoluşsal karşıtlık, dünya genelinde kapitalist toplumun kalbinde yer alan çatışmadır: sınıf mücadelesi…
9- Yönetici sınıf, (özel ya da devlet sermayedarları, bürokratlar, yöneticiler…) proletaryanın hoşnutsuzluğunu başka proletaryalara (çalışma arkadaşı, işsizler, komşular, başka şirketlerdeki, başka bir ülkeden, başka bir mahalleden, başka ten renginden, fikirden, burun şeklinden, cinsel yönelimden, gelenekten, cinsiyetten, dilden, eğilimden, futbol takımından …), yönlendirerek onu saptırmak ve kanalize etmek için mücadele eder (yorgunluk, rahatsızlık, rekabette elenme korkusu, açlık, depresyon, şiddet, kulluk, çaresizlik) günah keçisi ilan edilen bu insanlara yanılsamalı bir biçimde atfedilir. Gerçek neden, özel mülkiyetin, işgücünün ve sermayenin varlığıdır. Proleterlerin, hayatta kalma karşılığında (maaşlar) özel mülkiyete -yani egemen sınıfa ve devlete – boyun eğmek için girdikleri rekabette, diğer proleterleri fiili düşmanlar olarak bulurlar; özel mülkiyetin acımasız dünyasında hayatta kalmaya yönelik zorlu çabalarını engelleyen gerçek rakipler olarak.
10- Yönetici sınıf, bu zamana kadar sınıf mücadelesini kazandığına göre (aksi takdirde, kapitalist toplum, işgücü, özel mülkiyet ve devlet aşılmış olurdu), yukarıda açıklanan durum kapitalist toplum sürdüğü sürece zorunlu olarak hüküm süren “normal” durumdur; sınıfların olmadığı, yalnızca hayatta kalma, mülkiyet ve sermaye için cehennem gibi bir rekabet içinde “vatandaşların” bulunduğu bir durumdur. Ancak, bu yalnızca yüzeysel bir görünümdür; gerçekte, proletaryalar, iradelerinden, vicdanlarından ya da düşüncelerinden bağımsız olarak, mümkün oldukça az çalışmak ve ihtiyaç duydukları her şeyin mümkün olduğunca ücretsiz hale gelmesi için, özel mülkiyet sahiplerine doğrudan karşıt bir biçimde durmaksızın mücadele ederler. Buna karşılık özel mülkiyet sahiplerinin mücadelesi (yine kendi iradelerinden ya da görüşlerinden bağımsız olarak), ploretaryaların mümkün olduğunca çok çalışması (Böylece özel mülkiyetin, yani mülksüzlüğün, kapitalin ve kendi yönetici sınıf güçlerinin artması) ve onlara ödeyebilecekler en düşük ücreti ödeyerek her şeyin mümkün olduğunca pahalı olması yönündedir. Bu çatışma, yani sınıf mücadelesi dünya çapında kapitalist toplumun kalbinde yer alır, kapitalin her yolu deneyerek (refah devletinden kitlesel katliamlara kadar) bitirmeye çalıştığı, ancak başaramadığı bir çatışmadır.
11- Proletaryanın kapitalist toplumun her yerinde kapitale karşı durmaksızın yürüttükleri bu mücadele, yalnızca somut pratiklerinden kapasiteleri ile ihtiyaçları arasına giren şeyi yok etmeyi başardıkları takdirde başarıya ulaşabilir, yani yaşam ve üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldırıp iş gücünü, ticari malları, devleti ve kapitali tasfiye ettikleri takdirde. Bu amaçla, dünya ölçeğinde iletişim kurmaları ve ortaklaşa hareket etmeleri, her yerde “kendi” egemen sınıflarına karşı kendi aralarında kardeşleşmeleri, tüm sınırları, özel mülkiyetleri, işletmeleri, işletmeleri, istihdamı, işsizliği, devletleri, ulusları ve kimlikleri (ki bunlar stereotiplerden başka bir şey değildir) hızlı ve eşzamanlı biçimde ortadan kaldırmaları gerekir. Kısacası, kendilerini (kendilerine karşı) özel mülkiyetlere ve devletlere katılmaya zorlayan bütün koşulları yok etmeleri gerekir çünkü bunlar her zaman birbirleriyle rekabet ve savaş içindedir ve işçilerin “kendi” egemen sınıflarının özel mülkiyetlerini ve devletlerini savunmak adına fedakarlık yapmalarını ve birbirlerini feda etmelerini talep eder.
12- Sınıf toplumunu dünya çapında eşzamanlı olarak ortadan kaldıran, sınırsız bir proletarya kardeşleşmesi ve birlikteliği, aynı anda herkesin ihtiyaç ve yetilerinin pratik olarak olumlanabildiği maddi koşulların büyüleyici evrensel (yani kozmopolit) yaratımı olmadıkça, imkansız ve anlamsızdır. Yani her birinin özgürlüğünün – özel mülkiyet altında olduğu gibi (bu yüzden her zaman devlet, polis vb. ile paraleldir) başkalarının (ve kendisinin) özgürlüğünü sınırlamaya ya da yoksun bırakmaya zorlanmadığı, tersine herkesin özgürlüğünün, diğer herkesin ihtiyaç ve yetilerinin; diğer herkesin özgürlüğünün, tüm insanlığın, dünya insan topluluğunun varoluşu olan muazzam zenginliğin artması ölçüsünde çoğaldığı maddi koşulların yaratımıdır. Proletaryanın, insan ihtiyaç ve yetilerini özgürce olumladığı ve bunları kapitalin, paranın, özel mülkiyetin ve devletin diktatörlüğüne karşı diktatoryal olarak dayattığı dünya çapındaki hareket komünizmdir.

Bir Cevap Yazın